19 Aralık 2013 Perşembe

Sevinen Taraf

Sevinen Taraf 

Son günlerde olan gelişmeler Osmanlı'nın son dönemlerinde çıkan yeniçeri isyanlarını hatırlattı. Devlet içindeki bazı bürokratlar ve belli ülkelerin kışkırtma ve desteği ile çıkan isyanlar. . Yeniçeriler isyan edince bir ya da bir kaç devlet büyüğünün kellesini almadan isyanı bitirmezlermiş. Kendilerince padişahı dize getirirler ve yine başıbozukluğa devam ederlermiş. Ta ki İkinci Mahmud'a kadar. 

Yapılan bu operasyonlarda da amaç gayet net: "İstersek 3 bakanını alırız, akıllı ol. Kolay para kazanma merkezlerimize elini uzatıp, devlet içinde istediğimiz kişileri istediğimiz kadrolara yerleştirememenin cezası olarak 3 bakanı ver, sonra da diğer isteklere de boyun eğ."
Ha birde ulufeye zam yap diyebilirler. 
Başbakan her zamanki gibi dik durup ekibine sahip çıkınca daha çok saldırıyorlar. Tabiri caizse bakanların kellesini almaya çalışıyorlar.

Şimdiye kadar kapalı kapılar arkasında yapılan tehdit ve şantajlar yüzünden gerilim yaşanıyordu. Şimdi o tehdit ve şantajları yapanlar ellerindeki kozları masaya koymaya başladı. Kasetler, devlet içi çetelerle yapılan kanun dışı operasyonlar ... Vs. ABD ve İsrail'in emellerine hizmet eden, Türkiye düşmanlarından başkasına faydası olmayan bu saldırılar daha başlangıç. Bundan sonra daha çirkin saldırıları hep beraber göreceğiz. Müslümanlığımızın gereği maddi, manevi yardım ettiğimiz kardeşlerimizi kullanarak yine müslümanlara zarar veren siyonist oyununu izleyeceğiz. 

Peki neden bu bakanlar ?
Ilk defa yazıyorum, zamanında 80 kaymakam kadrosunun tamamını almazlarsa o zamanki İçişleri bakanının kellesinin istendiğini duymuştuk.  Bu 3 bakan, devlet içinde kadrolaşma savaşı veren cemaate en çok direnen bakanlar oldukları için mi hedef oldu ?
 
Hasan Cemal'in bugün ki yazısı tam da bu cihette yerine oturmuş. Başbakan Erdoğan'ı tarif ederken tahayyülümüzde oluşturmaya çalıştığı korkunç bir şahsiyet. Böyle bir tahayyülü oluşturunca, okuyucuyu o korkunç şahsiyete karşı cephe aldırmak kolay olsa gerek. Kalem oyunlarının iyi kullanıldığı bu yazı da özetle Başbakan'ın 3 bakanından vazgeçmesi gerektiğini söylüyor. Yani bakanlar üzerinden hükümete saldıranların, şimdilik istediklerinin yapılması gerektiğini yazmış. Eğer bu istek olursa, sonraki istekler için yeni yazılar gelecektir. Devlet içinde devletten gizli yürütülen operasyonların kamuoyunda istenen etkiyi oluşturması için, medya desteği de sonuna kadar kullanılıyor. Aslında yazıyı yazan Başbakanın dik durmakla ne kadar haklı olduğunu da ortaya koymuş. 


En büyük duam; Rabbim, bu fitnecileri görmek için tüm müslümanlara feraset ihsan eyle. Bilmeden bunları savunan, arkalarından giden, onlar için çalışan kardeşlerimin gerçeği görmesine yardım et. Cahilliklerinden dolayı onları affet. 


Bu operasyonlara sevinen tarafın kim olduğuna bakarsak bunları kimin tertiplediğini görebiliriz. 

16 Kasım 2013 Cumartesi

Büyük Doğu Dergisi Yolsuzluk İddiaları Hakkında

"Bütün aldıklarımı, mücadelesini ettiğim yolda harcadım. Ve sadece harcamakla kalmayıp, evimdeki eski koltuk ve halılara kadar da bu uğurda satmaya mecbur oldum. Zira Adnan Beyin "bir kere başla, sonu gelir" diye ettiği her yardım, Demokrat Parti iktidarının menfî kutbu tarafından engellenince, kendisine bir ev yaptırılmaya başlanıp, birinci katı çıkmadan yüzüstü bırakılan bîçare gibi, elimdekini avucumdakini sarf etmeğe, üstelik büyük bir borç altına girmeye mahkum oldum. Yani örtülü ödenekten bana verilen paralar, şahsıma bir şey getirmek yerine, benim bütün imkanlarımı yedi, bitirdi ve neyim varsa götürdü. Böylece Adnan Menderes, örtülü ödeneğiyle beni kullanmış değil, asıl ben onu idealim uğrunda kullanmaya teşebbüs etmiş, fakat iradesiz ve sebatsız karakteri yüzünden muvaffak bulunmuş olamıyorum. Benim, bir dava uğrunda bir nevi vergi hakkiyle alabildiğim, reklam parasına bile yetmez, gülünç meblağlara karşılık, kendisinden milyonlar devşirip şimdi gözünü oymaya bakan, Büyük Doğu'yu örtülü ödenek beslenesi olmakla suçlayan ve hesap vermeğe davet edilmeyen bazı gazetelerin hali, masumluk ve ulviliğimizin ters tarafından mükemmel bir ifadesidir."

Necip Fazıl KISAKÜREK

11 Kasım 2013 Pazartesi

Emre USLU Kimdir ???

Emre Uslu’nun ilk isvereni WINEP, En Acımasız Müslüman Düşmanı Olarak Bilinir
Uslu’nun staj için yerleşti(rildi)ği WINEP ilginç bir kurum. Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (İngilizce: American Israel Public Affairs Committee, AIPAC) elemanlarının önayak olmasıyla 1985’te kurulan İsrail yanlısı Neoconların güdümündeki bir yapı. WINEP için, “en acımasız Müslüman düşmanı” ve “ABD’deki en önemli Siyonist propaganda aracı” ifadeleri kullanılır.

Yazının tamamı için tıklayın....

18 Eylül 2013 Çarşamba

Bir İş Adamı Ne zaman Kaybetmeye Başlar ?

İş hayatında başarı  kadar başarısızlık da yaşanıyor. Birçok iş adamı işleri yolundayken, büyürken kaybetmeye başlıyor.
İşleri bozulmaya, çevrelerindeki insanlar azalmaya başlıyor. Bu kayıp sürekli ve karşı konulamaz bir hale gelirse iflas ediyorlar.
Peki İş adamları hatayı nerede yapıyor? Ne zaman kaybetmeye başlıyorlar?
Bir İş Adamı Ne zaman Kaybetmeye Başlar?
Fikirlerine itirazlar azalınca
Bir iş adamı fikirlerin zenginliğinden beslenirse kazanır. Çünkü insanların çoğunun ortak noktada buluştuğu fikirlerden,  çok iyi işler çıkmıyor. Fakat bazı iş adamları bu zenginlikten yararlanmayı bilmiyorlar. Ya da yararlanmak istemiyorlar. Bunun nedeni ise içlerinde yatan takdir edilme beklentisi. Bir diğer neden ise gücü paylaşamamak. Böyle olunca da tüm fikirleri kabul görsün istiyorlar. Muhalif sesleri duymak, dinlemek istemiyorlar. Bu da onları hızla düşüşe geçiriyor.
Çoğu zaman, iş adamları düşüşe geçtiklerinde farkında olmuyorlar. Çakıldıklarında, iflas ettiklerinde farkına varıyorlar. Çünkü bilerek ya da bilmeyerek çevrelerinde onları eleştirebilecek kimse kalmamış oluyor. Kimse uyaramayınca da, hata üstüne hata yapıyorlar.
Eğer fikirlerinizin çoğu hiç tartışılmadan kabul görüyorsa,  bir yerlerde sorun var demektir. İhmal etmeyin.
Yanlışları ile doğruları birbirine karışırsa
İflas eden  iş adamlarının çoğunda aynı sorunu görüyorum. İflas etmelerindeki en önemli neden, doğru bildikleri yanlışlar. Çünkü güç, başarı, para gözlerinin kapanmasına neden oluyor. Bu faktörler yanlışlarını daha şirin gösteriyor. Doğrularını ise vazgeçilebilir şeylere dönüştürüyor.
Doğru ve yanlışlarınıza dikkat edin. Eğer aralarındaki fark azalmış ise, yanlışlar size doğru gibi görünüyorsa ciddi tehlike altındasınız.
Şirketlerindeki akıllı, iş bilir insanlar azalırsa
Şirketleri başarılı kılan yükselten de, iflas ettiren de insanlar.  Şirketlerin kaderi çoğu zaman şirketi yönetenlerin hamlelerine göre şekillenir. Fakat vizyonu geniş, başarılı  insanları tutmak kolay değildir. Bu insanların temel motivasyon kaynakları para da değildir. O yüzden eğer aynı hedefi paylaşmıyor, benzer vizyonda buluşamıyorsanız bu insanları tutamazsınız. Çünkü işlerini iyi yaptıkları için talipleri çok olur. Bu insanlar gitmeye başladığında ise düşüş başlar. Ve genelde hızla artan bir ivme ile çöküş gerçekleşir.
Özgüvenleri donanımlarını aşmaya başlarsa
Özgüven donanım dengesi çok önemli bir faktör. Eğer özgüveniniz, egonuz yükselirken, donanımlarınız artmıyorsa sorun yaşanır. Birçok iş adamının farkında olmadan yaşadığı durum budur. Egoları;  başarıları, şirketlerinin büyüklüğü, banka hesaplarındaki miktarlar arttıkça, artar. Ama bu egoyu yönetemezlerse, ego onları ezmeye başlar. Bu aşırı özgüven onlara zarar vermeye başlar. O yüzden bazı iş adamları bazen kendilerini süper kahraman gibi hissedip, yükseklere çıkmaya karar verebilir. Fakat iniş için hazırlıklı değillerse, bu yolculuk onlara pahalıya patlar. Donanımdan uzak bir ego, uçan bir balona benzer.
Bir iş adamı ne zaman kaybeder sorusu birçok şirket için hayati derecede önemli. İş adamları kaybetmeye başlayınca şirketler de kaybetmeye başlıyorlar.
İş adamları belirli bir aşamadan sonra attıkları her adımı daha özenli atmalılar. Çünkü yaptıkları,  kendilerinden çok başkalarını etkiliyor.

29 Temmuz 2013 Pazartesi

CIA devrim koçlarının önerdiği şiddetsiz (!) eylem yöntemleri.

ABD, İngiltere ve dolayısıyla İsrail tarafından dünyanın çeşitli ülkeleri ve Türkiye'de yönetimi değiştirmek için kullanılan yeni yöntemin ana maddeleri. 






22 Temmuz 2013 Pazartesi

BİR MASONUN İTİRAFLARI ....

"Müslümanların herşeyini bozduk, yok ettik. Dinleri inançları, dine bağlılıkları ve insani duyguları yok oldu. Onların milli ve manevi değerlerini, batı medeniyeti potasında eriterek kendimize benzettik. İslamiyeti öğrenmeyi, yaşamayı, namaz kılmayı, Kur'an öğrenmeyi **suç ve gericilik[irtica] olarak göstermeyi başardık.** Artık çoğu hiçbirşeye tam olarak inanmıyor. 14 Asırlık dinlerini, itikatlar
ını, ibadetlerini tartışılır hale getirdik! Onları derin boşluğa düşürdük. Bundan sonra siz misyonerlerin işi daha kolay oldu! Maaş bağlayarak, vize vaadi, yurt dışı imkanı, hatta cinselliği kullanarak Müslümanları hıristiyan yapınız.
KAYNAK:
(Louis Massignon, Su Dergisi, yıl 1,sayı:3,mayıs-haziran 2005)

9 Temmuz 2013 Salı

İNGİLİZ CÂSÛSUNUN İ’TİRÂFLARI

TENBÎH: Misyonerler, hıristiyanlığı yaymağa, yehûdîler, hahamlarının bozuk sözlerini yaymağa, İstanbuldaki Hakîkat Kitâbevi, islâmiyyeti yaymağa, masonlar ise, dinleri yok etmeğe çalışıyorlar. Aklı, ilmi ve insâfı olan, bunlardan doğru olanı anlar ve bunun yayılmasına yardım ederek, bütün insanların se’âdete kavuşmalarına sebeb olur. İnsanlığa bundan dahâ kıymetli ve dahâ fâideli hizmet olamaz.

KİTAP İÇİN TIKLAYINIZ ....

ŞİDDETSİZ KAMPANYA EL KİTABI

İÇİNDEKİLER 1. EL KİTABI HAKKINDA 2. ŞİDDETSİZLİĞE GİRİŞ Şiddetsizlik Nedir ve Neden Kullanılmalıdır?Şiddetsizlik antrenmanlarıSiz ve GrubunuzŞiddetsizliğin Tarihsel UygulamalarıVaka Çalışması: B.D Yurttaşlık Hakları Hareketinde Şiddetsizlik AntrenmanlarıVaka Çalışması: Otpor; Sırbistan’daki İnsan Gücü 3. TOPLUMSAL CİNSİYET Toplumsal Cinsiyet Nedir? Neden Barış Hareketleri Toplumsal Cinsiyet Şiddeti ile Uğraşmalıdır? Barış ve Toplumsal Cinsiyet Konuları Arasındaki Bağa Bir Örnek: İsrail'den New Profile

KİTAP İÇİN TIKLAYIN ..... 

Yahudi Casusu Suzi LİBERMAN

Yahudi Casusu Suzi LİBERMAN

Bu eser: Genel Kurmay Başkanlığının tetkiki ile
ordu subaylarının okumasının faydalı olacağı
tesbit edilerek,
26 Mayıs 1935 tarih, 43782 say.l. tamim ile 40 000 nüshası alınarak Ordu'ya
dağıtılmıştır.

Kitap için tıklayın....


28 Haziran 2013 Cuma

Devrimin El Kitabı - Gene Sharp Türkiye'de Uygulanması

CIA devrim koçlarının önerdiği şiddetsiz (!) eylem yöntemleri. 

















(Yazıların üstüne tıklandığında sizi ilgili linke götürecektir.
Konuyla ilgili deşifre çalışması devam ediyor.) 

Resmi bildiriler 

1. Konuşmalar
2. Muhalefet ya da destek mektupları
3. Kurum ve kuruluşlar tarafından verilen demeçler
4. İmzalı basın açıklamaları
5. İtham ve niyet beyanları
6. Grup halinde ya da kitlesel dilekçeler

Daha geniş bir izleyici kitlesi ile iletişimler 

7. Sloganlar, karikatürler ve semboller (ÖRNEKLER)
8. Flamalar, posterler ve afişe edilen iletişim araçları
9. Broşürler, el ilanları ve kitaplar
10. Gazeteler ve mecmualar
11. Kayıtlar, radyo ve televizyon
12. Hava reklamları ve yere yazılan yazılar

Grup temsilleri

13. Temsilciler heyeti
14. Sahte ödüller
15. Grup olarak lobi çalışmaları
16. Grev gözcülüğü
17. Sahte seçimler

Sembolik kamusal oyunlar 

18. Bayrakların ve sembolik renklerin gösterimi
19. Sembollerin giyilmesi
20. Dua ve ibadet
21. Sembolik nesnelerin teslim edilmesi
22. Protesto amaçlı soyunma eylemleri
23. Kişisel eşyaların imha edilmesi
24. Sembolik ışıklar
25. Portrelerin gösterilmesi
26. Protesto olarak boya kullanılması
27. Yeni işaretler ve isimler
28. Sembolik sesler
29. Sembolik itirazlar
30. Kaba hareketler

Bireyler üzerinde baskı kurulması 

32. Görevlilerin “rahatsız edilmesi”
33. Görevlilerle alay edilmesi
33. Dost olma
34. Gece nöbetleri


Drama ve müzik

35. Mizahi skeçler ve eşek şakaları
36. Oyun ve müzik performansları (ÖRNEK TIKLA)
37. Şarkı söylemek

Geçit Törenleri

38. Toplu yürüyüşler
39. Geçit törenleri
40. Dini geçit törenleri
41. Hac yolculukları
42. Konvoylar

Ölen Kişiler için Yas Tutmak

43. Siyasi matem
44. Sahte cenazeler
45. Göze çarpıcı cenazeler
46. Mezarlıklarda saygı gösterileri

Halk Kurulları

47. Protesto ya da destek kurulları
48. Protesto toplantıları
49. Kamufle edilmiş protesto toplantıları
50. Tartışmalar

Geri çekilme ve tanımama

51. İşbırakmalar
52. Sessizlik
53. Ödüllerden feragat edilmesi
54. Sırtını dönmek


SİVİL DİRENİŞYÖNTEMLERİ

Kişilerin toplum dışına itilmesi 

55. Sosyal boykot
56. Seçerek sosyal boykot
57. Lisistratik* eylemsizlik
58. Aforoz etme
59. Men etme
* Aristofanes’in Lisistrata adlı oyununda yer alan ve eski Yunan’da eşlerin savaşın
durması için cinsel perhiz uygulaması gibi örnekler kastedilmiştir.
Sosyal etkinliklere, geleneklere ve kurumlara itaatsizlik

60. Sosyal ve sportif etkinliklerin askıya alınması
61. Sosyal ilişkilerin boykot edilmesi
62. Öğrenci boykotları
63. Sosyal itaatsizlik
64. Sosyal kurumlardan çekilme
Sosyal sistemden çekilme
65. Evden çıkmama
66. Tamamen kişisel direniş
67. İşçilerin işbırakması
68. Sığınma
69. Topluca ortadan kaybolma
70. Protesto amaçlı göç (hicret)

EKONOMİK DİRENİŞYÖNTEMLERİ:

(1) EKONOMİK BOYKOTLAR Tüketici eylemleri 

71. Tüketici boykotları
72. Boykot edilen malların tüketilmemesi
73. Tasarruf politikası
74. Kiraların ödenmemesi
75. Kiralamayı reddetme
76. Ulusal çapta tüketici boykotu
77. Uluslararası çapta tüketici boykotu

İşçi ve üretici eylemleri 

78. İşçi boykotları
79. Üretici boykotları
Aracı eylemleri
80. Tedarikçi ve taşıyıcı boykotu

İşsahibi ve yönetimin eylemleri 

81. Tüccarların boykotu
82. Mal satışının ya da kiralamasının reddedilmesi
83. Lokavt
84. Endüstriyel yardımın reddedilmesi
85. Satıcıların “genel greve gitmesi”

Mali kaynak sahiplerinin eylemleri 

86. Banka mevduatlarının çekilmesi
87. Ücretleri, aidatları ve vergi tarhlarını ödemeyi reddetmek
88. Borçları ya da faizi ödemeyi reddetmek
89. Fonlar ve krediler ile ilişiğin kesilmesi
90. Gelirin reddedilmesi
91. Bir devletin parasının reddedilmesi

Devletlerin eylemleri

92. Yurtiçi ambargo uygulamak
93. Tüccarların kara listeye alınması
94. Uluslararası satıcıların ambargo uygulaması
95. Uluslararası alıcıların ambargo uygulaması
96. Uluslararası ticaret ambargosu

EKONOMİK DİRENİŞYÖNTEMLERİ:

(2) GREV Sembolik grevler

97. Protesto amaçlı grev
98. Ani grev (küçük çaplı grev)

Tarımsal grevler

99. Çiftçilerin greve gitmesi
100. Çiftlik çalışanlarının greve gitmesi

Özel grupların greve gitmesi 

101. Etkilenmiş işgücünün reddedilmesi
102. Tutukluların greve gitmesi
103. Esnafın greve gitmesi
104. Mesleki grev

Olağan endüstriyel grevler

105. İşletmelerde greve gidilmesi
106. Endüstriyel grev
107. Destek grevi

Kontrollü grev

108. Ayrıntılı grev
109. Teker teker boykot
110. İşYavaşlatma grevi
111. Protesto amaçlı olarak kurallara harfi harfine uyarak işi yavaşlatma grevi
112. Hasta raporu almak
113. İstifa etmek suretiyle grev
114. Sınırlı grev
115. Seçici grev

Çok endüstrinin katılımı ile grev 

116. Genelleştirilmişgrev
117. Genel grev

Grev ve ekonomik kapanma kombinasyonları 

118. Dükkan kapatma
119. Ekonomik olarak işe son verme

POLİTİK DİRENİŞYÖNTEMLERİ
Yetki reddi

120. Biat edilmemesi ya da sadakatin geri çekilmesi
121. Halkın destek vermeyi reddetmesi
122. Direnişi savunan yayınlar ve konuşmalar

Vatandaşların hükümet ile işbirliği yapmaması 

123. Yasama organlarının boykot edilmesi
124. Seçimlerin boykot edilmesi
125. Devlet memuru olarak işe girmenin ve memur pozisyonlarının boykot edilmesi
126. Devlet dairelerinin, kurumlarının ve diğer kuruluşlarının boykot edilmesi
127. Devlet eğitim kurumlarından çekilme
128. Devlet destekli kuruluşların boykot edilmesi
129. Kolluk kuvvetlerine yardımın reddedilmesi
130. Kendine ait işaretlerin ve yer imlerinin kaldırılması
131. Atanan memurların kabul edilmemesi
132. Mevcut kurumların lağvedilmesinin reddedilmesi

Vatandaşlar için itaate ilişkin alternatifler 

133. İsteksiz ve yavaş itaat
134. Doğrudan gözetimin olmadığı durumlarda itaatsizlik
135. Halk itaatsizliği
136. Gizli itaatsizlik
137. Bir kalabalığın ya da toplantının dağılmayı reddetmesi
138. Oturma eylemi
139. Zorunlu askerlik hizmetine ve sınır dışına direnme
140. Kimliğini gizleme, kaçma ve sahte kimlik kullanma
141. “Gayrimeşru” kanunlara sivil itaatsizlik

Devlet personelinin eylemleri 

142. Devlet memurları tarafından seçici şekilde yardımcı olmanın reddedilmesi
143. Komuta ve bilgi hatlarının işleyişinin engellenmesi
144. Oyalama ve engelleme
145. Genel anlamda idari direniş
146. Adli direniş
147. Kolluk kuvvetleri tarafından kasti olarak verimsizlik sergilenmesi ve seçici direniş
148. Ayaklanma

Ulusal Hükümet Eylemleri 

149. Kanunlara uygun nedenlerle işyavaşlatma ve ertelemeler
150. Temel devlet birimlerinin direnişi

Uluslararası alanda devlet eylemleri 

151. Diplomatik ve diğer temsilciliklerde değişiklikler
152. Diplomatik etkinliklerin ertelenmesi ya da iptal edilmesi
153. Diplomatik olarak tanımamak
154. Diplomatik ilişkilerin sona erdirilmesi
155. Uluslararası kurumlardan çekilme
156. Uluslararası kurumlara üyeliğin reddedilmesi
157. Uluslararası kurumlardan ihraç

ŞİDDET İÇERMEYEN MÜDAHALE YÖNTEMLERİ

Psikolojik müdahale

158. Öğelere kendini maruz bırakma
159. Oruç tutmak
(a) Manevi baskı için oruç tutmak
(b) Açlık grevi
(c) Şiddet karşıtı direniş amaçlı oruç tutmak
160. Tersine duruşma
161. Şiddet içermeyen taciz

Fiziksel müdahale 

162. Oturma eylemi
163. Ayakta durma eylemi
164. Toplu taşıma araçlarını kullanma eylemi
165. (Wade-in) Yürüyerek girme eylem
166. Sürekli hareket etme eylemi
167. Dua etme eylemi
168. Şiddet içermeyen baskınlar
169. Şiddet içermeyen hava baskınları (broşür atmak)
170. Şiddet içermeyen istila
171. Şiddet içermeden vücudunu araya sokma
172. Bedeni kullanarak şiddet içermeyen engelleme
173. Şiddet içermeyen işgal

Sosyal müdahale 

174. Yeni sosyal düzenin tesis edilmesi
175. Tesislerin aşırı doldurulması
176. Oyalama eylemi
177. Konuşma eylemi
178. Gerilla tiyatrosu
179. Alternatif sosyal kurumlar
180. Alternatif iletişim sistemi

Ekonomik müdahale

181. Ters grev
182. Dışarı çıkmama grevi
183. Şiddet içermeyen arazi işgali
184. Abluka ile karşı çıkma
185. Siyasi motifli taklitçilik
186. Tekelci alım
187. Varlıklara el konulması
188. Çöp boşaltma
189. Seçici himaye
190. Alternatif pazarlar
191. Alternatif ulaşım sistemleri
192. Alternatif ekonomik kuruluşlar

Siyasi müdahale 

193. İdari sistemlerin aşırı yüklenmesi
194. Gizli ajanların kimliklerinin ifşa edilmesi
195. Hapis cezası talep edilmesi
196. “Tarafsız” kanunlara sivil itaatsizlik
197. İşbirliği yapmadan ikna etmeye çalışma
198. Çifte egemenlik ve paralel hükümet oluşumu

(Gene Sharp.  Diktatörlükten Devrime)


http://www.aeinstein.org/organizationsedf7.html

25 Haziran 2013 Salı

Endoktrinasyon Oyunları !

Halkı kendi idealindeki model doğrultusunda birer kul formatına dönüştürmek, sistemin en nihai amacıydı ve halkı referans alarak kendisini dönüştürmeyi asla düşünmedi. Asıl amacı, onları her zaman güdülecek koyunlar haline getirerek, istediği doğrultuda kullanabilmek ve önceden hazırlanmış kalıplara yerleştirip tek tip vatandaş modeli oluşturmaktı. Böylece sistem, (insan olmanın doğası gereği) kendisini etnik, kültürel ve dini farklılıklarla ifade eden bireyi tek kalıp içerisine döküp etno-seküler bir ‘Cumhuriyet Vatandaşı’ yarattı.
Sistemin, dolayısıyla devletin tüm çabası, vatandaşın ona itaat etmesi, doğuştan borçlanması ve bu borçları sorgulamadan ödemesi içindi. Bunu başardı da.
Devlet, kendisine bu kul yetiştirme sürecinde çeşitli endoktrinasyon araçlarını en iyi şekilde kullandı. Halk durduk yere devletin kalıbına girip vatandaşa dönüşmezdi ya. Onları bizzat bu kalıba sokmak lazımdı.
Devletin bu endoktrinasyon araçlarının eğitim, militarizm ve medya gibi temel ayakları vardı.
Bu araçlardan ilk ikisi cumhuriyetin kuruluş döneminden sonra peyderpey kullanılmaya başlanmıştı zaten. Üçüncüsü ise cumhuriyet döneminde basılı materyaller aracılığıyla sağlanırken, teknolojinin gelişmesiyle kullanılan işitsel-görsel yayın ve medya ile sağlanmaya başlandı.
“Milli Eğitim” Yalanları
Sistem, eğitim ayağı olarak “milli eğitim” isimli en etkili endoktrinasyon aracını okullarda kullandı. Çocukların beyni yıkandı ve bugün milli eğitimin çarklarından geçmiş en makul insan bile “varlığını Türk varlığına armağan” edecek derecede “yurtseverlikle” bu tornanın ürünlerinden biri haline dönüştü.
Bu süreç içerisinde asker-millet yetiştirmek için ulus devlet, temel araçlardan biri olarak eğitimi kullandı.
Eğitime militarizm serpiştirildi ve okullar militarist bir yapıya büründürüldü. İtaat kültürü ve emir komuta zincirinin hakim kılındığı okullardaki eğitimin temel amacı sistemi kutsamak oldu. Törenlerde ve resmi bayramlarda çocuklar askerleştirildi. Sistemi kutsayan eğitim araçlarında ise (örneğin şiir), kan, silah, düşman gibi militarist ifadeler alışılagelmiş bir şekilde kullanıldı.
Yıllarca insanlara, vatan toprağının her zerresinin insan kanından daha değerli olduğu, her Türk’ün bebek değil de asker doğduğu endoktrine edildi.
Yıllarca, sistemin sorgulanmadan işleyebilmesi için hayali düşmanlar yaratıldı. Üç tarafımızın denizlerle, dört tarafımızın düşmanlarla çevrili olduğu, ülkemizin sürekli tehdit altında olduğu söylendi. “Türkün türkten başka dostu olmadığı” yalanlarıyla nesiller yetişti. Hayali düşmanlar sadece dışarıda değildi, iç düşmanlarımız da vardı bizim.
Solcularımız vardı, her kışı komünizm tehdidiyle geçiriyorduk.
Dindarlarımız vardı, laik cumhuriyetimizi katı bir şeriat devletine dönüştürmek için var güçleriyle çalışıyorlardı.
Gayrimüslimlerimiz vardı. Kesmekle de kovmakla da bitmiyorlardı ve ülkenin etnisite ve din homojenliğine tehdit oluşturuyorlardı.
Din de bir dogma tabii, tek dinimiz var bizim, o da Kemalizm ama herkes Müslüman olsun, bu Müslümanları bizim çizdiğimiz sınırlar içerisinde güdeceğimiz bir de diyanetimiz olsun, hülâsa herkes adam olsun.
Bir de kendilerini Kürt zanneden, dağda yaşayan Türk’lerimiz vardı. Orada bir köyde yaşarlardı uzakta, gitmezdik, görmezdik onları ama onlar Türk’tü ve o köy bizim köyümüzdü. Sonradan bu dağlı Türkler devletimizin birliğine-dirliğine kast etmişti, şaki olup dağlarımızda dolaşmışlardı. Sonra Zilan Deresi’nde sıkıştırdık, Munzur çayında boğduk, Diyarbakır’da astık onları. Anlayacağınız ülkemize rahat yoktu. Düşman her yerdeydi. Sağımızdan-solumuzdan, doğudan-batıdan, havadan-karadan her yerden her an çıkabilirlerdi.
Bu sebeple, ülkemizin bu özel konum ve durumu münasebetiyle, yüce atamızın da inayetiyle demokrasinin bize özel bir tanımı olmalıydı.
Ülkeyi, bizim önerdiğimiz biri, halk tarafından seçilerek yönetmeliydi. Buna da halkın kendi kendisini yönetmesi denmeliydi.
Maazallah, batı icadı demokrasiyi kullansaydık yukarıda sayılan iç ve dış mihraklar, kendileri gibilerini başımıza (Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak!) seçerlerdi.
(Biz kim miyiz?
Beyaz Türkleriz biz. Laikiz, Atatürkçüyüz, ulusalcıyız… Bu ülkenin asıl sahipleriyiz yani.)
Militarizm Yalanları
Sistemimizin ayakta kalmasını sağlayan temel direklerden bir diğeri de militarizmdi. Militarizm sadece silah altına alınan erkeklerin beynini yıkamadı. Sistemin bu ayağı çoğu zaman eğitim ve medya ile iç içe de kullanıldı.
Militarist bir eğitim anlayışının yanında, medyanın da araçsallaştırılmasıyla militarist bir haber-yayın anlayışı benimsendi ve bu anlayışla devlet, geleceğe de yatırım yaparak kendi kalıbındaki fikirleri, görsel ve basılı medyanın bombardımanına maruz kalan yetişkinlerin yanı sıra çocukların beyinlerine de dökmeye başladı. Ve bu sayede sistemin muhafızı olacak yeni nesiller yetiştirildi.
Yetiştirilmeye de devam ediliyor.
Militarizmin en yoğun yaşandığı yer olan ordunun da tüm temeli militarizmden mürekkepti zaten. Orduya göz bebeğimiz dendi. Ona, cumhuriyeti koruma ve kollama görevi verildi. Ordu, dindar halkın dinî duygularından faydalanmak için kendisine ‘Peygamber Ocağı’ dedi ama dini eğilimleri olan personeline de etmediğini bırakmadı. İşini gücünü bıraktı, içerde ve dışarıda düşman aradı, fişledi, sistemi ilk kurulduğu günün zindeliğinde tutmak için 10 yılda bir darbe yaptı.
Zihinlere bahar temizliği…
Sistem bu ülkenin insanlarının birçoğunu kendi ideolojisiyle devşirdi. Analarının kucağında süt içen bebeleri zorla alarak kutsal mabetler olan okullarda mankurtlaştırdı, onları kendi özüne yabancılaştırıp birer katile dönüştürdü.
Mesela militarist zihniyete ve bu ideolojiyle yoğrulmuş nesillere göre kanla kutsallaştırılmış toprak yine kana doyurulmalıydı ki vatan denen tel örgülerle çevrilmiş kara parçası varlığını kadim kılsın.
Bu sebeple bu ülkede örneğin,“vicdani ret hak olarak tanınsın” diyeceklerin sayısı “vatan toprağı insan kanından daha kutsaldır”diyeceklerin sayısından daha fazla değildir.
Ben Ahmet Altan gibi “vatanı bir çift kadın memesi” ucuzluğuna satmam ama bir gencin tek damla kanına satarım.
Vatan toprağı kutsal falan değildir. Bu kutsallık adı altında suç işleyenler de masum değildir.
Ne diyor usta şair Yılmaz Odabaşı:
“ ve ant olsun ki
hiçbir kurşun, hiçbir çelik
hiçbir toprak ve hiçbir vatan
daha kutsal değildir insandan”
İşte kafadaki sisleri dağıtınca berrak bir gerçek olarak karşımıza çıkan sonuç bu.
Kutsallığı dünyevileştirerek insanın hayatını anlamsızlaştırmaya çalıştılar yıllardır.
Kutsal olan insandır, insanın yaşam hakkıdır ve insani değerlerle birlikte insanın takdirindekilerdir.
İşte bu yaşam hakkını ve özgür iradesini insanın elinden alan ise silahlardır, silahlananlardır dolayısıyla militarist zihniyettir.
Militarist zihinler bu söylenenleri, “insanın tek damla kanının topraktan daha değerli olduğu”gerçeğini kabullenemez.
Çünkü lekelenmiş, endoktrinasyonlarla tanınmaz hale getirilmiş, militarist fikirler ile tıka basa doldurulmuş beyinler berraklaşmadan söz edilen olay ve olgular hakkaniyetle değerlendirilemez.
Toprak uğruna gençlerin ölmesinin anlamsızlığını, yaşananların vahametini ve yakıcılığını, ancak 1923 model “Kemalist Cumhuriyet” isimli deli gömleğinden kurtularak ve bu gömleğin üzerimize lekelediği militarist zihniyetten arınarak anlayabiliriz.
İşte bu sebeple gelin, bir asırdır bize belletilen tek taraflı kurgulanmış fikirleri, zihnimizden kazıyalım. Dezenformasyonlarla donatılmış, milli eğitim vasıtasıyla enjekte edilmiş olan emanet enformasyonları iade edelim ve endoktrinasyonlarla bulanıklaşmış-iğfal edilmiş zihinlerimizi bahar temizliğine çekelim.
Bu aşamadan sonra, kendisine manipüle edilecek zihinler bulamayan sistem de halka ve çağa ayak uydurmak zorunda kalacak ve ‘zorunlu bahar temizliğinden’ nasibini alacaktır.